Gazetecilik ölmüyor, diriliyor!

2015 Basın Özgürlüğü Ödülü Kurum ödülünü alan BirGün Medya’nın Genel Yayın Sorumluluğu görevini yürüten Barış İnce, basın özgürlüğü ile ilgili sorularımızı yanıtladı

2015 Basın Özgürlüğü Ödülü Kurum ödülünü alan BirGün Medya’nın Genel Yayın Sorumluluğu görevini yürüten Barış İnce, “Mesleğimizi korumak istiyorsak, yandaşlık çarkının dışında kalan tüm emekçilerle, onların da kendilerini rahatça ifade edebilecekleri, yaratıcılıklarını gösterebilecekleri yapılarda buluşmalı, örgütlenmeliyiz” dedi

Barış Bey, okuyucularımız için kendinizi ve kurumunuzu kısaca bize tanıtır mısınız?

BirGün gazetesi 2004 yılında emekten, barıştan, özgürlüklerden yana bir gazete olarak binlerce kişinin, demokratik kurumların, sendikaların desteği ile patronsuz bir gazete olarak kuruldu. Gerici ve rantçı politikalara karşı sermayeden tamamen bağımsız bir halk gazetesi olmaya çalıştı. Bu süreçte pek çok baskıyla karşılaşsa da bu baskıları okurlarının desteği ve çalışanlarının dirayeti ile aştı. Gezi Direnişi sonrası Gezi milyonlarının sesini ve duygusunu yansıtan yayınlarıyla etkisini artırmayı başardı. Ben BirGün'de 2007 yılında çalışmaya başladım. Ondan önce ekonomi dergilerinde muhabirlik ve editörlük yaptım. Gazetecilikte bu yıl 10'uncu senemi dolduruyorum. Son 6 yıldır BirGün'de yazıişleri Müdürlüğü görevini sürdürüyorum. BirGün, gazete dışında; tv, digital yayınlar ve kitap alanında da bir yıldır çeşitli faaliyetler yürütüyor. O yüzden son bir yıldır BirGün Medya'nın genel yayın sorumluluğu görevini de yürütüyorum.

 Gazetenizde attığınız başlıklarla, yayınladığınız haberlerle dikkat çekerken de sık sık da tekzipler, gazetenize, muhabirlere açılmış davalar haberini alıyoruz. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Gazetenin etkisi arttıkça baskı da aynı oranda artıyor. Dikkat çekici haber ve başlıklar okur tarafından fark edilirken iktidar çevreleri tarafından fark edilmemesi olanaksız. Ancak baskının son yıllardaki artış derecesi iktidar çevresindeki çıldırma halinin de bir göstergesi. 

KAHRAMAN GAZETECİLER….

 Türkiye’nin şu anda içinde bulunduğu süreci basın ve ifade özgürlüğü açısından değerlendirir misiniz?
AKP iktidarı, kuvvetler birliğini sağlayıp kendi rejimini kurmaya çalıştıkça buna yönelik tepkiler de meşru bir şekilde sokağa, direnişe kanalize oldu. Ülkedeki yasal kurumlar tamamen hükümet kontrolüne girmeye başladıkça bunun sonucu olarak muhalefet daha yıkıcı, sıradışı bir yola girdi. İktidar bu durumdan korkuyor ve sokak muhalefetini darbe, dış saldırı olarak görüyor. Haklı, meşru sokak muhalefetini destekleyenleri, ya da kendisine muhalif gördüğü her kurumu düşman, terörist olarak görüyor/görülmesini istiyor. Bu klasik faşist propaganda tekniğidir. Haklı tepkileri kriminalleştirip, dış güçlere bağlamak... Böyle bir süreçte basının da bu şekilde bir kara propagandaya uğraması kaçınılmaz oluyor. Yolsuzluk gerçeğini bir şekilde "dış destekli terörist komplo" olarak sunarsanız, bu haberleri veren basın kuruluşlarını da terörist diye yaftalarsınız. Keza Gezi direnişi sırasında söylenen yalanlar... Böyle bir kara propaganda dönemde basın, yandaşlıkla cezalar arasında sıkışıyor. İfade özgürlüğü, zaruri bir risk alma durumu haline geliyor. Basın çalışanları hayatlarına dair bu riskleri aldıkça haber yapabiliyor, makale yazabiliyor, çarpıcı başlık atabiliyor. Bu da toplumda "kahraman gazeteci" fenomenini beraberinde getiriyor. Bizler kahraman olmak istemiyoruz, sadece işimizi yapmak istiyoruz.  

MEDYA PATRONLARIN "BUSİNESS" FAALİYETLERİNİN BİR PARÇASI OLDU

Dünden bugüne basında sizce neler değişti?
Medya sahipliği yapısı değiştikçe medya kuruluşları da patronların "business" faaliyetlerinin bir parçası haline geldi. Patron iktidarla iyi geçinmek istiyorsa ona göre bir yayın politikası izliyor, arası bozuksa hükümeti sıkıştıracak bir yayın politikası izliyor. Bu durum hem medya sahipliğinin "iş adamlarına" verilmesi hem de kağıt desteğinin kaldırılması ile gerçekleşti. Böyle bir sektör tablosunda, AKP gibi baskıcı ve rant dağıtan iktidarlar döneminde hiçbir patron iktidarla ters düşmek istemez. Ters düşenler de farklı çıkar çatışmaları nedeniyle ters düşmüştür. Gazetecilerin idealistçe bir araya gelip kendi kurdukları bağımsız gazeteler ise ya ego çatışmaları/tayfacılık nedeniyle ya da ekonomik imkansızlıklarla kapanıyor. BirGün burada biraz daha farklı... Geniş bir toplumsal muhalefet kesimi, halk kesimi tarafından "bizim gazetemiz" olarak görüldüğü için destekleniyor, ayakta durabiliyor. Bu hale gelene kadar, bu kimlik oturana kadar da büyük zorluklar çekildiğini söylemek durumundayım. O yüzden bu saatten sonra bu kimliği bozacak her türlü hizipçilik, sekterlik, egosantriklik, kişisel dertlerin teorize edilmesi gibi "çocukluk hastalıkları"na kapalıyız.    

MESLEĞİMİZ ÖLMÜYOR DİRİLİYOR

Gazeteciler, cezaevi ve adliye arasına gidip gelmekten mesleklerini yapamıyor. 22 medya çalışanı cezaevinde şu an. Sizce bu durum mesleği de adım adım ölüme mi götürüyor?
Mesleğimizin bu tarz faşist baskılarla öleceğine inanmıyorum. Aksine pek çoğumuzu daha da birleştiriyor. Bu tarz baskılara maruz kalan gazetelerin en önemlilerinden birisi takdir edersiniz ki BirGün... Ancak bize her gün yeni iş başvurusu geliyor. İletişim fakültesine giren pek çok gencin hayalinde bir gün burada çalışmak var. O yüzden mesleği öldüren bu tarz baskılar değil iktidardan ya da farklı güç çevrelerinden nemalanarak, para için şöhret için mesleğin değerini düşüren, gazetelerin, medya kuruluşlarının "güvenilmez çıkarcı kurumlar" gibi algılanmasına neden olan yandaş gazetecilik ekolüdür. Bunlar yüzünden halk, tüm basın kuruluşlarını yaftalamaya başlıyor, yandaş veya penguen statüsüne koyuyor. Gazetecilerin verdiği bilgilere güvenmemeye başlıyor. Sosyal medyada dolaşan doğrulatılmamış, haber niteliği taşımayan manüpilatif bilgiler dahi daha doğru kabul edilmeye başlıyor. Mesleği ölüme götürecek şey de bu... 

Peki basının önündeki en büyük engel size göre nedir?
Piyasanın inisiyatifine bırakılmış, çıkar odaklı patron medyası ve o patronların iktidarlarla kurdukları ilişki biçimi... Bu sistem topyekun sorgulanmadıkça daha iyi bir basınla ilgili umutlanmak zor.

 MESLEK KURULUŞLARINI KORUMALIYIZ

Basın özgürlüğü nasıl korunabilir?
Halkın, meslek kuruluşlarının, sendikaların aktif koruması gerekir. Ancak şunu da söylemek zorundayım, tüm iyi niyetli emeklerine karşın Türkiye'de sendikalar, meslek odaları gazetecilerin yaşamlarından, yeni edindikleri kimlikten halen biraz uzak. 2013'ten önceki gibi yaşantımızı sürdüremeyiz. Bu konforlu ama yanlış... Gezi'deki duvar yazılarına bakmalıyız belki... İşte onları yazanlar, cesur, muzip, özgürlüğüne düşkün ama her şeyden önce emekçi insanlardı. Plazada çalışıyor olmaları ya da örneğin üniversitede okuyup kısa film çekerek para kazanmaları, tasarımla, çizimle uğraşmaları emekçi olmadıkları anlamına gelmez. Bizim mesleğimiz için de bu geçerli. Ağır sanayi, üretim bandı ekolü örgütlenmeler, meslektaşlarımızın kendilerini ifade edebilecekleri alanlar olmaktan uzak. Böyle olunca da yabancılaşma ortaya çıkıyor.  Sendika kongrelerinde çoğunluk bulunamıyor, meslek kuruluşlarına üye olunmuyor vb... Mesleğimizi korumak istiyorsak, yandaşlık çarkının dışında kalan tüm emekçilerle, onların da kendilerini rahatça ifade edebilecekleri, yaratıcılıklarını gösterebilecekleri yapılarda buluşmalı, örgütlenmeliyiz.      

 Basın Özgürlüğü ödülünü kazandınız. Bu konuyla ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Bu yıl cemiyetten alacağımız ikinci ödül oldu. Cemiyetin seçici kuruluna çok teşekkür ediyorum. Bizim farklı bir dilimiz var, kalıpların biraz daha dışında bir gazeteyiz. Gazeteciliğin tarihsel kurallarının ve etik kodlarının içinde olup çağın dilini yakalamaya çalışmak önemli bir iddia. Akıllı telefon nesline basılı gazete okutmaya çalışmak oldukça zor. Cemiyetin bu iddiaya ve yeni dile verdiği ödülleri bir onay mekanizması olarak görüyoruz. Bu da bizi mutlu ediyor.  

BARIŞ İNCE KİMDİR?

1982 yılında İzmir'de doğdu. Karşıyaka Anadolu Lisesi'nde Orta öğrenimini tamamladı. İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat bölümünde lisans, Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde yüksek lisans eğitimi gördü. Gazeteciliğe haftalık Business Week dergisinde muhabir olarak başladı. 2007 yılında Bir Gün Gazetesi'ne geçti. 2009 yılından bu yana kurumda yazı işleri müdürlüğü görevini üstlenmektedir. Daha önce Çağdaş Gazeteciler Derneği, SODEV, TMMOB gibi kurumlardan ödül kazandı.