Gazetecilik asıl şimdi sınav döneminde

 Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar, “Bu kadar baskı altında gazetecilik yapmak, mesleğin onurunu ayakta tutma mücadelesi anlamına geliyor” dedi.

26 yıldan bu yana Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından verilen Basın Özgürlüğü Ödülü’ne kişi dalında bu yıl Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar değer görüldü. Büyük Seçici Kurul, Can Dündar’ı halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkı adına uğradığı her türlü baskıya rağmen kamuoyunun bilgilendirilmesine yaptığı katkılar nedeniyle ödüle değer gördüğünü açıkladı. Dündar ile Türkiye’de basın özgürlüğü üzerine konuştuk.

 

Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu basın özgürlüğü açısından değerlendirir misiniz?

Meslekte 35 yılım doldu. Ben darbe dönemlerinde de gazeteciydim. Türkiye'de gazetecilik hiçbir zaman huzur içinde yapılan, özgürlüğün keyfini çıkaran bir meslek olmadı. Ama açıkçası bu derece de bir baskı görmedik. Askeri dönemlerde elbette ağır baskı vardı; ama en azından daha kısa süreliydi… En azından biz onunla baş etmenin yöntemlerini daha iyi biliyorduk… En azından daha fazla dayanışma içindeydik… En azından kendi meslektaşlarımız bu kadar karşımızda yer almamıştı. Yandaş medya bu kadar güçlü değildi. Şimdi hem baskının dozu arttı hem süresi arttı. Hem bütün kurumlara yayıldı hem de gerçekten gazetecileri satın aldılar. Bütün bunlar birleşince üstümüzde çok yoğun bir baskı hissettik. Fakat şunu da söylemek     lazım;  gazetecilik biraz da böyle günlerde güzel ve anlamlı. Bu kadar baskı altında     gazetecilik yapmak da mesleğin onurunu ayakta tutma mücadelesi anlamına geliyor. Mücadele verdiğimiz için mutluyuz.

VİCDANLAR ÖKSÜZ KALDI

Sizce gazeteciler neden bu kadar koptu?

Birkaç şey var. Gazeteciler kendi aralarında mesleki örgütlenmeye gidemediler bir türlü. Sendikal örgütlenmeden tutun; derneklere kadar meslek dayanışmasından tutun; üniversitelerle bağımızın kopmasına kadar biz savrulduk. Vicdanlarla cüzdanların ayrıştığı noktada, cüzdanlara yanaşan çok arkadaşımız oldu. Vicdanlar biraz öksüz kaldı.  Onun da etkisi var. Ve tabii hukuksal koruma altında olmamamız ve birbirimize karşı son derece acımasız olmamız, üstüne bir de medya patronluğu müessesesinin teslim olması hepsi bir araya gelince bu sonucu hazırladı.

 Peki basın özgürlüğünün önündeki en büyük engel nedir?

Türkiye’nin en önemli sorunu hukuksuzluk. Hukuk devleti, adaletin yaygınlaştırılması bütün sorunların ciddi bir çözümü için başlangıç noktası. Fikir özgürlüğü ve basın özgürlüğü de aynı şekilde. Biz bir hukuk devletinde yaşıyor olsak bunların çoğunu konuşmuyor olacaktık. O yüzden ben ilk başa adalet mücadelesini koyarım. Adil bir toplumda basın özgürlüğünü tesis etmek çok daha kolay.

 ASIL BECERİ ŞİMDİ MESLEĞİN BAYRAĞINI YÜKSELTMEKTE

Türkiye’de çok sayıda gazeteci işsiz, pek çok gazeteci, cezaevi adliye arasında gidip gelmekten mesleklerini yapamıyor.  22 medya çalışanı cezaevinde şu an. Bu noktada gazeteciliğin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Gazetecilik asıl şimdi sınav döneminde. Çünkü elverişli koşullarda gazetecilik    yapmak kolay. Asıl beceri şimdi mesleğin bayrağını yükseltmekte. Dik tutmakta. Koşullar evet zor... Evet çoğumuz işsiz bırakıldık... Evet parçalandık... Evet komik ücretlerde çalışmak zorunda kaldık. İşimizden atıldık. Kızağa çekildik. Ama şimdi yeni yollar bulmak zorundayız…

 Peki ‘yeni yollar’ nelerdir?

İnternet bir tanesi… Sokak duvarlarına yazmaya kadar... Gezi'de gördük ki insanların artık farklı ifade yöntemleri var. 'Benim artık gazetem yok', 'Televizyondan bana iş vermediler'  ötesine geçti. Yeni bir kuşak, medyadan umudunu kestiği için kendini ifade etmenin yepyeni yöntemlerini beraberinde getiriyor. Penguen imajları vermeyeceksek biz her alanda kendimizi ifade etmenin yeni yöntemlerini, koşullarını yaratmak zorundayız.

 BİZE BAHŞETİLMİŞ ÖZGÜRLÜKLERİN KEYFİNİ SÜRÜYORUZ

Gazeteciler sosyal medyadan seslerini duyurmak istediği zaman yine sansürle karşı karşıya geliyorlar. Bu nokta ne yapılmalı?

Direneceğiz. Bütün basın, ifade özgürlüğü tarihi özelde insanlık tarihi, mücadelelerin tarihi; direniş tarihidir. Direnmeden sonuç alabilen toplumlar çok az. Biz bunlardan biriyiz. Çünkü bize bahşedilmiş özgürlüklerin keyfini sürüyoruz. 24 Temmuz da öyle bir tarihtir.  Bahşedilen çok kolaylıkla da geri alınabiliyor. O yüzden siz direnmezseniz elbette o özgürlük geldiği gibi gidebilir.  O yüzden tek ilacı bunun direniş.

CUMHURİYET’İ DEĞİŞTİRMEDEN YENİLEŞTİRİYORUZ

Cumhuriyet Gazetesi'ne genel yayın yönetmenliğinizle birlikte pek çok yenilikle karşılaştık. Okuyucuları daha neler bekliyor?

Cumhuriyet'i daha yükseğe yükseltmek istiyoruz.  Tirajıyla karşılaştırılmayacak bir itibarı, tarihi ve bir ağırlığı var. O ağırlığına yakışır bir tiraja, okunurluğa ulaştırmak istiyoruz. Cumhuriyet'in fikriyatını, ilkelerini; gençlere, kadınlara, Cumhuriyet'e uzak durmuş, mesafeli durmuş kesimlere de ulaştırmak istiyoruz. Bütün çabamız bu yönde. Değiştirmeden yenileştirme gibi bir strateji izliyoruz. Cumhuriyet'in yeni okurlarla daha da güçleneceğini düşünüyoruz.

SABIR, CESARET, YETENEK, EMEK…

Can Bey meslek hayatınızda karşılaştığınız zorluklarda hiç umutsuzluğa düştüğünüz anlar oldu?

Asla. Tersine hep 'İyi ki bu mesleği yapıyorum, iyi ki gazeteci olmuşum' dedi. Benim 35 yılım doldu meslekte. Hiçbir dönemde mesleğimde bu kadar gurur duymamıştım.

Türkiye’de çok sayıda iletişim fakültesi var. Her yıl yüzlerce kişi mezun oluyor. Gazeteci adaylarına önerileriniz nelerdir?

Çabuk bir yere gelme hırsı var. Önce sabır; sonra olup bitene bakarak  umutsuzlanma eğilimi var. Sonra umut… ‘Biraz ayağımı denk alayım’ endişeleri var. Sonra cesaret… Kolayından yazıvereyim şunu… Yetenek biraz.. Sabır, cesaret, yetenek, emek birleştiği zaman aslında iyi bir gazetecilik yapmamak için hiçbir neden yok. Hiçbir şekilde umutsuzluğa yer yok. Mutlaka bir kapı bulunur.

TGC ‘YANINIZDAYIZ’ DEDİ

2015 TGC Basın Özgürlüğü Ödülünü kazandınız. Bu konuyla ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Çok kıymetli. Olmayan bir şeyin ödülünü aldım. O açıdan çok seviniyorum. Bu bir vesile olsun. Ödülün gerekçesinden, basın özgürlüğünün çiğnendiği bir olay üzerinden ödülü aldığımızı anlıyorum. Türkiye'nin bir ayıbını ortaya serdiğimiz için doğrudan hükümetin hedefi haline geldiğimiz için ödül bize değer görüldü.  Hükümet baskısı en yoğun hissettiğimiz anda cemiyet kolumuza girdi ve ‘yanınızdayız’ dedi. Çok kıymetli bir şey. Dolayısıyla bizi hem ayağa kaldıran yalnız olmadığımı hissettiren hem bir mesleki dayanışma görüntüsü veren çok kıymetli bir ödül. Onurla taşıyacağım ve ona layık olmaya çalışacağım.

ÖNÜMÜZE HEDEFLER KOYMALIYIZ

Bugüne kadar gazeteciler özellikle Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu’ndaki maddeler nedeniyle yargılandı. 7 Haziran’da bir seçimden çıktık. Yeni kurulacak hükümetten gazeteciler için beklentilerimiz ne olabilir?

Bizim önümüze hedefler koymamız lazım. Bütün yasalardan ayıklanması gereken, antidemokratik hükümleri ortaya koyup koalisyon hükümeti kurulurken bunun protokole girmesi için baskı yapmalıyız. Bu maddelerin çoğunu biliyoruz ama yeniden netleştirip maddeler halinde sıralayıp, ‘Bunlar varsa yanınızdayız yoksa karşınızdayız’ dememiz lazım. Zannediyorum Türkiye'nin bu dönemde ihtiyacı böyle bir şey.