KARDAK DÜZELTİCİLERİ

Kimi zaman belleğimde kaldığı kadarıyla doğup büyüdüğüm yerlerin sosyal ve toplumsal yaşantısından, deyiminden, atasözünden, geleneğinden, göreneğinden söz ediyorum. Yarım yamak anımsadığım pek çok şeyin tamamına hatırlayabilmek için sabaha kadar deli danalar gibi dönüp durduğum olmuştur.
Geçenlerde bir deyim aklıma geldi: “Kardağını düzeltmek.”

 



Çevremdeki kişilere “Kardağını düzeltmek” nedir diye sordum. Bilen çıkmadı. Google hazretlerine sordum. Kardak, diye Muğla’nın 7 km batısında bulunan ve toplam alanı 40 dönüm kadar olan kayalıkları gösteriyor. İkizce veya Limnia…
Bu kayalıklar zaman zaman ulusal problemimiz haline gelmekte. Ocak 1996’da savaşın eşiğine gelmiştik. Yunalı bir grubun Bodrum açıklarındaki Kardak kayalıklarına bayrak dikmesi sonrası Türkiye ile Yunanistan arasında başlayan hükümranlık tartışması iki ülkeyi savaşın eşiğine getirmişti.
Yunan komandoların konuşlandığı kayalıkların karşısındaki kayalığa sabaha karşı sızan Türk komandoların bayrak dikmişti. Eller tetikte bekleyiş sürerken iki ülke askerleri de bölgeden çekilmiş ve kriz dondurulmuştu.
Geçtiğimiz ay içinde de Kardak kayalıkları gündemimizi işgal etti. Bir kez daha Kardak kayalıklarının, Türkiye'nin egemenliği altında olduğuna dair herhangi bir şüphe bulunmadığını belirttik.
Bunlar benim konum değil. “Kardağını düzeltmek” deyimini niçin hatırladım. Biraz sonra anlatacağım.
Kardak nedir? Taramalar sözlüğüne göre kardak, elbise açısından dar, biçimsiz,  dikiş açısından pot, buruşukluk anlamlarında kullanılıyor. Örneğin büzüğe kardak dikiş, eğri bozuk ağaca da kardak ağaç deniliyor.  Belki Bodrum’un karşısında bulunan İkizce kayalıklarına kardak denilmesinin nedeni budur.
Şimdi gelelim “Kardağını düzeltme” deyimine. Birinin açığını kapatmaya, kusurunu, hatalarını, kabahatlerini, yaptığı gafları düzeltmeye çalışanlara “kardağını düzeltiyor” derler.
Televizyonlarda akşamları tartışma programları ile ilgileniyorum. Büyük çoğunluğu “tek istikamet!.” Söyleşiler.   Bunları izlemem. İzleyen var mıdır bilmiyorum. Üç kanal var en azından iki düşüncenin görüşlerine yer veren. Şablon itibariyle üçerden altı kişi karşı karşıya oturur. Eğer biri “kara” dediyse, karşısındaki kesinlikle “doğru kara” demez. “Aslında o kara değil de, siz ona kara diyorsunuz da, sizin dedeniz de siyahlar giyerdi de gibi karanın kardağını düzeltmek için yırtınır durur, sıkışında sözü ilgisi olmayan bir yere çekip tartışmaya manevra yaptırır. Karşı sıradakilerin “evet karadır” dediğine rastlamadım. Karanın veya beyazın dalkavukluğunu, yalakalığını yapanları görünce, gayri ihtiyarı ağzımdan çıktı: “Be adam, be kadın kardağını düzeltmeye mecbur musun?”
Hele kardak düzelticilerinin bazılarının öğretim üyesi, dekan, rektör gibi unvanlar taşıdığını görünce, onlarım öğrencileri için üzülmekten kendimi alamıyorum.
Kardak düzelticilerine kimileri yalaka, dalkavuk da diyebilir. Politikayı sevmiyorum. Size gelişi güzel birkaç dalkavuk fıkrası alıntı yapayım:
Filozofla dalkavuk konuşuyormuş. Filozof ne derse dalkavuk onu tasdik ediyormuş. Nihayet sabrı tükenen filozof haykırmış:
“Birader, hiç olmazsa bir kez olsun dediğime itiraz et de iki kişi olduğumuzu anlayalım.”
Önemli mevkide bulunan bir devlet adamı dalkavuğun birine 
“Sıfır nedir?”diye sormuş. Cevap tam beklenildiği gibi olmuş:
“Sizin huzurunuzda ben.”
Kral ördek avında... Av uşakları çevredeki ördekleri kışkırtıp, kralın önüne getiriyorlar. Sonunda hazret önünden geçen bir ördeğe ateş ediyor, heyecanla dalkavuğuna soruyor:
“Nasıl? Vurdum mu? Vurdum mu?” Dalkavuk:
“Majesteleri zavallı ördeğin hayatını bağışlamak alicenaplığında bulundular.”
Padişahın biri patlıcan yemeğini çok severmiş. Bir gün yemekte: “Şu patlıcan ne güzel sebzedir, demiş. Dalkavuğu hemen:
“Haklısınız Sultanım. Bu patlıcan öyle lezizdir ki, kırk çeşit yemeği olur, tatlısı olur, turşusu olur, yemeğe doyamazsınız,” diye methiyeler düzmüş. Padişahın tersinden kalktığı bir gün yine patlıcan yemeği çıkınca:
“Ne bu yahu, yine patlıcan! Bari bir şeye de benzese, diye kükremiş. Dalkavuk hemen söze girmiş:
“Evet Sultanım. Zaten kara kuru bir şey, tadı yok, kekremsi, yemeği yemek değil, tatlısı tatlı, turşusu turşu. 
Padişah:
“Daha iki gün önce patlıcanı öve öve bitiremedin. Bugün de yerin dibine batırdın, deyince, dalkavuk hemen atılmış:
“Aman Sultanım, ben sizin dalkavuğunuzum, patlıcanın değil!”

 

Yorum yapın

Misafir olarak yorum yapın

0
hizmet koşulları.

Yorumlar